Irak genelinde , 1920 yılından günümüze kadar Türkmenleri asimile etmek ve bölgelerini Araplaştırmak amacıyla ve özellikle 1980 ‘ den sonra Araplaştırmak ve/ veya Kürtleştirmek için çeşitli yöntemlere başvurulmuştur. Açık yerlerde Türkçe konuşmayı yasaklamak ve hatta, telefonda kendi ailesiyle konuşanları cezalandırmak gibi yöntemlere başvurulmuştur. Yüzlerce Türkmen köy ve kasabası çeşitli bahanelerle yıkılmış, Türkmen halkı başka yerlere göçe zorlanmış, Irak'ın güneyinde yüz binlerce Arap’ın Türkmen Bölgelerine yerleşmeleri için kendilerine karşılıksız teşvik primleri verilmiş ve arazi dağıtılmıştır. * Birçok yerleşim yerlerinin Türkçe olan adları Arapça’yla değiştirilmiştir. * Hamzalı , Beşir , Yayçı Kümbetler, Karahasan , Sarıtepe, Topuzova , Yahyaova ve onlarca Türkmen köy ve yerleşim yeri yıkılmıştır. * Devrim Komuta Konseyi'nin 29 Ocak 1976 tarih ve 41 nolu kararı ile Kerkük İli'nin adı Al-Tamim olarak değiştirilmiş ve en büyük ilçesi olan Tuzhurmatu, Saddam'ın doğum yeri olan Tikrit'e bağlanmıştır * 20 Ekim 1981'de 1391 No'lu karar ile Türkmenlerin Güney illerine tehcir edilmeleri kararlaştırılmıştır. Bu karar son aylarda Kerkük'te yeniden uygulanmaya konulmuştur. * 27.09.1984 tarihinde 1081 no'lu karar ile Türkmenlerin arazilerinin istimlak edilerek güneyden getirilen Araplara dağıtılması sağlanmıştır. * Yine aynı Konseyin 8 Nisan 1984 Tarih ve 418 sayılı kararı ve 11 Eylül 1989 tarih ve 434 sayılı kararı, ile Kerkük'te Türkmenlerin gayrimenkul satın almaları yasaklanmıştır. Irak yönetimi; Türkmenlerin Milli kimliklerini yok etmek ve ülkedeki varlıklarına son vermek amacı ile çeşitli baskılar ve asimilasyon politikaları uygulamaktadır. Bu bağlamda, binlerce Türkmen Irak yönetiminin insanlık dışı uygulamalarının kurbanı olmuştur. Bir o kadarı da kayıptır, irade dışı kayıplar listesinde yerlerini almışlardır. Irak yönetiminin ırkçı ve insanlık dışı uygulamalarının bariz örneği Saddam Kuvvetlerinin 31.08.1996'da KDP ‘ nin daveti üzerine Erbil'e yaptığı baskın sırasında yaşanmıştır. Irak Kuvvetleri ve Güvenlik birimlerinin, Türkmen okullarına,kültür ve ilim yuvalarına düzenlediği baskınlar sırasında, buralarda bulunan 34 Türkmen öldürülmüş veya tutuklanmıştır. Tutukluların akibeti hakkında bugüne kadar aileleri ve Türkmen Cephesi sağlıklı bir bilgi elde edememiştir. Konu, BM İnsan Hakları Komisyonu'nun (A/51/496/add.18 November 1996) raporunda tescil edilmiştir. Ülkede Türkmen varlığını yok etmek için uygulanan, yoğun Araplaştırma ve/veya Kürtleştirme politikaları son zamanlarda etnik temizlik boyutuna varmıştır. Kerkük'ten uzaklaştırılan Türkmenlerin sayısı son bir yılda bin aileyi aşmıştır. Bunların yerine Arap aileler yerleştirilmektedir. Türkmenleri göç ettirmek ve yerlerine Arapları yerleştirme politikası çok eski bir politikadır ve Irak yönetimi tarafından yıllardır sistematik olarak yürütülmektedir. Türkmenleri hedef alan uygulamaların başlıcalarını sıralamak gerekirse : * Türkmenlerin kendi dilleri ile eğitim yapmaları yasaklanmıştır. * Resmi dairelerde bile aralarında ana dilleri ile konuşmaları yasaktır. * Türkmenlere gayrimenkul alım-satımı yasaklanmıştır. * Her türlü ticari aracın alım-satımı yasaklanmıştır. * Mahalle,köy ve şehirlerin Türkçe adları değiştirilmiştir. * Kerkük başta olmak üzere Türkmenlere ait verimli tarım arazileri yönetim tarafından istila edilerek, yönetime yakın kişilere dağıtılmıştır. * Türkmen bölgelerinde, camilerde Türkmence vaaz ve hutbe verilmesi yasaklanmıştır. Ehli-beyti anma tören ve toplantıları, bütün Türkmen bölgelerinde yasaklandığı gibi, Irak'ın genelinde de yasaklanmıştır. * Türkmenleri göç ettirerek, yerlerine Arapları yerleştirme politikası, vahşice uygulanmaktadır. Göç ettirilen Türkmenlere hiçbir tazminat ödenmediği gibi, gönderildikleri yerlerde kendilerine kalacak yer dahi gösterilmemektedir. Mülklerine yerleştirilen Araplara her türlü mali destek sağlanmakta olup, arazi ve konut tahsis edilmektedir. Kuzeyde güvenli bölgeye göç ettirilen Türkmenlere de benzer şartları yaşamaktadırlar. Aileler can güvenliği ve barınabilecekleri bir yer bulabilmek ümidi ile yasadışı yollardan sığınmacı kabul eden ülkelere gitmek için teşebbüs etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu tür teşebbüslerinde birçok Türkmen hayatını kaybetmiştir. Örneğin 1997 yılında üç münferit hadisede onlarca Türkmen Ege sularını geçmeye çalışırken boğularak can vermiştir. * Ekim 1997'de yeni bir nüfus sayımı yapılmıştır. Irak yönetimi ve güvenlik birimleri Türkmenler arasında, "kendilerini Türkmen yazdıranların ellerinden her türlü vatandaşlık hakları alınarak sürgün edilecekleri" şayiasını yaymışlardır. Halk korkutulmuştur. Ayrıca, hazırlanan formlarda da Türkmen toplumu inkar edilmiştir. Bu nedenle, birçok Türkmen can ve mal güvenliği nedeni ile kendini Arap yazdırmak zorunda kalmıştır. Irak yönetimi, baskılarla elde ettiği bu sonucu gerçek kabul ederek ülkede Türkmen toplumunun yaşamadığını veya çok az sayıda olduğunu iddia etmektedir. Yukarıda anlatılan baskıların önemli bir kısmı BM İnsan Hakları Raporlarında da yer almıştır. [Bkz.(A/51/496/add.1 8.November.1996) ve (A/52/476/ 15.October.1997) Ek:3] * Irak’ta çeşitli baskılarla göçe zorlanan veya göç eden insanların toprağına dönmesi için kolaylık sağlanarak teşvik edilmesi ve bu çalışmada 1957 nüfus sayımının baz alınması gerekmektedir. * Kürt Yönetiminde, Güvenli Bölge olarak tabir edilen 36 ncı paralelin kuzeyinde Mesut Barzani'nin başkanlığını yaptığı KDP'nin kurduğu yönetim altında yaşayan Türkmenlere de benzer baskıların yapıldığı ve şiddeti artarak devam ettirildiği bir gerçektir. Son zamanlardaki gelişmeler Irak’ta demokrasi esası üzerine tesis edilen yeni bir anayasa yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Oluşturulacak bu anayasanın üniter (Tekçi) yapı esası üzerine dayandırılması tarihi gelişime ve bu alandaki ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemelere de uygun düşecektir. Anayasada temel hak ve hürriyetlere ilişkin düzenlemeler uluslararası standartlara ve özellikle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin hükümlerine uygun düşmesi gerekir. Bu bağlamda 1932 tarihli Cemiyet-i Akvam ( Milletler Cemiyeti ) tarafından da tasvip ve kabul gören deklarasyonun ilk 10 maddesi ile 15. ve 16. maddelerinde hüküm altına alınan düzenlemeler, günümüzün şartlarıyla da bağdaştırılarak oluşturulacak anayasanın temel hak ve hürriyetlerine ilişkin düzenlemelerinin temelini teşkil edebilir. Söz konusu hükümlerin AİHS’ndeki temel hükümlerle birlikte değerlendirilerek kaleme alınması iyi bir tercih olacaktır. Çünkü söz konusu sözleşme, insan hak ve hürriyetleri alanında asgari standartları belirtmiş ve bütün toplumlarda rahatlıkla uygulanabilecek niteliği haizdir. Anayasanın oluşturulmasında toplumsal yapı ile uyum içerisinde olmayan varsayımlardan hareket edilmesi söz konusu anayasanın uygulanabilirlik niteliğini olumsuz yönde etkiler. Bu çerçeve içerisinde, bazı gruplar tarafından hazırlanan anayasa taslağının ve benzer anlayışla hazırlanacak taslakların hukuki anlamda olduğu kadar meşruluk anlamında da geçerliliği söz konusu olamaz. Anayasalar toplumsal uzlaşma esası üzerine tesis edilmeleri halinde uygulanabilirlik özelliğine haiz olurlar. Yukarıdaki özellikteki taslaklar bu özellikleri içermediğinden dolayı kabul edilemez. Anayasalarda devletin unsurunu oluşturan halkın asli unsur, tali unsur şeklindeki bir ayrım, uluslararası hukukta ve mukayeseli hukukta rastlanılmayan ve kabul görmeyen bir yaklaşımın ifadesidir. Bu tür bir yaklaşımın sonucu oluşturulacak olan bir anayasanın ne kabulü ne de uygulanabilmesi söz konusu olabilir. Bu nevi taslaklarda gözlemlenen en büyük eksiklik, Irak’ın siyasi anlamdaki tarihsel gelişimi dikkate alınmadığı gibi hukuki anlamdaki yükümlülükler ve düzenlemelerin de kasti olarak göz ardı edilmiş olmasıdır. Irak halkının Arap, Kürt, Türk, Asuri gibi topluluklardan oluştuğu tarihsel ve ilmi açıdan malum bir gerçektir. Oluşturulacak demokratik Irak Cumhuriyeti’nin homojen bir topluluktan oluşmamış olması gerçeği karşısında, toplulukların hak ve hürriyetlerinin anayasa ile tespit edilip güvence altına alınması zorunluluğu vardır. Bu bağlamda bireyin tabi olduğu ve kendisini bağlı hissettiği topluluğu belirleyip o topluluklar için tanınmış olan haklardan bir baskı ve tehdide maruz kalmaksızın yararlanabileceği güven ortamının yaratılması zorunludur. Bu ise, söz konusu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak, Irak’ta yapılacak olan bir nüfus sayımıyla gerçekleştirilebilir. Bu nüfus sayımında bireyler üzerinde herhangi bir baskı, tehdit, telkin ve tavsiyenin olmaması şarttır. Aynı şekilde söz konusu sayımda sorulacak soruların niteliği objektif kriterler dikkate alınarak belirlenmeli ve elde edilen verilerin ilgililerin aleyhlerinde hiçbir şekilde kullanılamayacağı güvencesi sağlanmalıdır. Çünkü aksi bir kabul ve uygulama yapılacak olan nüfus sayımının anlamını gerçekleştirmeyi zorlaştıracak ve sorunu çözümsüz bir hale getirecektir. Bu tür istenmeyen bir durumun oluşmaması, yapılacak olan sayımın Birleşmiş Milletler Temsilcilerinden oluşan, uluslararası camianın temsilcilerinin gözetim ve denetimi altında yapılmasıyla mümkün olabilecektir. Nüfus sayımının sonucunda ortaya çıkacak olan veriler objektif kriterlerle değerlendirilip, buna göre oluşturulacak olan toplum nitelendirilmesiyle, tanınacak olan kültürel hakların uygulamaya aktarılması aşamasına geçilmelidir. Bütün bu aşamalarda toplumlar arasında dostluk ve barışın tesisi ve sürekliliğini sağlayıcı önlemler alınmalı, bu yöndeki olumlu davranış ve düzenlemeler teşvik edilmelidir. Gerekliliğini kabul etmiş olduğumuz yeni bir anayasada bulunmasını tercih ve tavsiye ettiğimiz hususlar aşağıda gerekçeleriyle birlikte genel hatlarıyla belirtilmiştir. Bu esaslar etrafında, Irak Halkını meydana getiren toplumların tamamını kapsayacak nitelikte temsilcilerden oluşan bir komisyon çerçevesinde yeni anayasanın tartışılıp, şekillendirilip hükümlerinin belirlenmesi yerinde olacaktır. * Siyasal sistem; demokratik parlamenter rejim olmalıdır. Yönetim tarzı, temsili demokrasiye dayanan cumhuriyet olmalıdır. Bu yolla, parlamenter rejim aracılığıyla, Irak Demokratik Cumhuriyeti’ni oluşturan toplulukların yönetimde nüfus oranlarına göre adil bir şekilde söz sahibi olması gerçekleştirilebilir. * Irak’ın resmi dili, Irak halkının çoğunluğunu oluşturan üç topluluğa ait dillerdir. * Yasama organı; serbest, eşit, genel ve gizli oy, açık sayım döküm esaslarına göre, bağımsız yargı denetimi ve gözetimi altında, mevcut toplulukların nüfus oranına göre temsilini esas alan bir biçimde oluşturulmalıdır. Topluluklar kendi temsilcilerini doğrudan seçebilme hak ve yetkisine sahip olmalıdır. * Yürütme organı; parlamenter sistemin mantığına uygun olarak cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulundan oluşur. - Cumhurbaşkanı, yasama organı tarafından nitelikli bir çoğunluk (üçte iki oran gibi) tarafından seçilmelidir. - Bakanlar kurulunda, bakanların dağılımında toplulukların nüfusuna göre temsili esas alınmalıdır. - Başbakan en fazla nüfusa sahip topluluk vekilleri arasından Cumhurbaşkanınca atanmalıdır. Nüfusa göre en fazla oya sahip ikinci ve üçüncü topluluk vekilleri arasından mutlaka birer başbakan yardımcısı seçilmelidir. Topluluklara ait başbakan yardımcıları, ilgili topluluk vekillerince kendi aralarından belirlenmelidir. * Irak’ın yönetim biçimi; merkezi idare esas alınarak yetkileri ve imkanları artırılmış mahalli idarelerden oluşur. merkezi idarenin taşra teşkilatını oluşturan illerin yönetiminde yöneticiler toplulukların oranları esas alınarak seçimle işbaşına gelmelidir. Mahalli idarelerin organları seçimle işbaşına gelmelidir. Mahalli idarelere bölgenin ihtiyaçlarını en iyi bir şekilde ve ülke çapındaki standartlarla da uyum içerisinde olmak şartıyla gerçekleştirilmesi için mali imkanlar tanınmalıdır. * Yargı yetkisi; Irak halkı adına bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından yerine getirilir. Yüksek yargı üyelerinin belirlenip atanmasında, toplulukların nüfusa göre temsili esas alınmalıdır. * Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez haklara sahiptir. * Herkes dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet ve felsefi inanç ve kanaat farkı gözetilmeksizin, kanunların uygulanması açısından eşit haklara sahiptir. * Topluluklar, kendi dilleriyle eğitim ve resmi merciler önünde kendilerini temsil ve savunma hakkına sahiptir. * Topluluklar, kendi dilleriyle kültürel etkinliklerde bulunma, sözlü ve yazılı yayın yapma hakkına sahiptir. * Fertler, inanç ve ibadet hürriyetine sahiptir. inancından dolayı kimse kınanamaz ve cezalandırılamaz. * Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. mülkiyet hakkına ilişkin getirilecek olan sınırlamalar, kamu yararı amaçlı olmalıdır. Kamulaştırmanın yapılması zorunlu hallerde, kanunla belirtilen şartlara uyularak, gerçek bedelinin ödenmesi esastır. Mülkiyet hakkını ihlal eden devlet kaynaklı geçmişteki uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır. Kamulaştırma işlemlerinde, toplulukların demografik yapısını bozmayı amaçlayan uygulamalar yapılamaz. * Irak Cumhuriyeti Silahlı kuvvetleri ve kolluk güçlerinin oluşumu ve yapılanmasında toplulukların nüfusuna göre temsili esas alınacaktır. Mahalli bazdaki, mevcut silahlı unsurların varlığına son verilecektir. * Irak Cumhuriyeti uluslararası hukukun gereklerine uymayı ve anlaşmaları iç hukukunda uygulamayı kabul ve taahhüt eder. * Türkmen toplumunun büyük çoğunluğunun temsilcisi olan Irak Türkmen Cephesi ; Yukarıda açıklanan ve özetinde Irak’ ta yaşayan bütün toplumların ve insanların her türlü ( siyasi, idari ,sosyal, ekonomik , kültürel vb. ) haklarının anayasal güvence altına alındığı toprak bütünlüğü ve siyasi birliği korunmuş bir Irak’ ın oluşturulması kararlılığındadır.